
UV teknolojisi artık sadece mürekkebi kurutmak veya mikropları öldürmek için kullanılmıyor. Günümüzde asıl önemli olan şey hassasiyet. Bunu, ürününüze ne kadar ışık enerjisinin ulaştığını tam olarak kontrol etmek olarak düşünebilirsiniz. Burada söz konusu olan, bir şeylerin şekillenmesi için dakikalarca beklemek yerine, milisaniyeler içinde kimyasal reaksiyonları tetiklemektir.
Bilimsel yönler Bu sistemleri, çok belirli hedeflere ulaşmak için tasarlıyoruz. Eğer sterilizasyon yapacaksanız, mikroorganizmaların DNA’sını parçalamak için 254nm aralığını kullanıyoruz. Reçineleri sertleştirmek için ise 365nm ile 395nm aralığını kullanıyoruz.
Ancak burada bir sorun var: Güç yoğunluğu, üretim hızını belirler. Daha fazla ürünü işleyebilmek için gücü artırırsanız, çok fazla ısı oluşur. Eğer soğutma fanlarını veya su soğutma sistemlerini doğru şekilde ayarlamazsanız, malzemeleriniz bozulabilir. Bu da pek iyi bir durum değildir.
Doğru donanımın seçimi Sadece bir ampulü bir kutuya koyup işi bitirmek mümkün değil. Işığın doğru noktalara ulaşmasını sağlamak için kuvars kılıflar ve özel yansıtıcılar kullanıyoruz. Böylece enerji boşa harcanmaz ve lambalar da erken yanmaz.
En iyi yanı ise, bu sistemlerin eski cıva tabanlı sistemlerin yerine kolayca yerleştirilebilmesidir. Ancak UV-LED teknolojisine geçtiğimiz için, lambaların anında açılıp kapanması mümkün oluyor. Lambaların ısınmasını beklemeye gerek kalmıyor ve bu da elektrik faturanızın azalmasını sağlar.
Dengenin sağlanması Yüksek yoğunluk kulağa hoş geliyor, ancak bunun bir bedeli vardır. Eğer ışınlanma yoğunluğunu fazla artırırsanız, “aşırı sertleşme” riski ortaya çıkar. Bu durumda yüzey kırılgan hale gelir veya sararmaya başlar.
Konveyör hızı ile lamba yoğunluğu arasında bir denge kurmak gerekiyor. Tahminlerden kaçınabilmek için her zaman gerçek zamanlı radyometrelerin kullanılmasını öneririm. Böylece her bir parçanın doğru şekilde işlendiğinden emin olabilirsiniz.